KADİRLİ'DEKİ TARİHİ ALACAMİ'YE İNADINA, İNADINA YAPILAN RESTORASYON SONRASI...

Kadirli şehrinde 1800 yılın hatırası tarihi bir Alacami vardı. Roma döneminde tapınak, Bizans döneminde kilise ve Dulkadir BEYLERİ ZAMANINDA DA CAMİ OLARAK KULLANILMIŞTI: Kadirli yöresini fethederek vatan yapan DULKADİR TÜRKMEN BEYİ Alaüddevle Bozkurt, içi kısımdaki kilise salonunda mihrap eklemesi yaptırmış ama tarihi özelliğine de dokunulmamıştı. Aradan geçen yüzyıllar sonrasında  Osmanlı'dan Cumhuriyete Alacami tarihi özelliğini koruyordu. Ancak 2014 yılında birilerinin müdahalesi sonrasında inadına yapılan onarım sonrası Alacami'nin minaresi Akrep kolları içinde görünümlü çelik kafes içine alındı. 
      Ve bu olay bütün dünyanın gözleri önünde yaşandı. Söyleyecek söz bulamıyorum.
                          Cezmi YURTSEVER, Tarihçi, Adana, 29 Haziran 2020
                                                       

ANAVARZA'NIN DÜNYACA ÜNLÜ TETİS MOZAYİĞİ GÖZ GÖRE GÖRE NASIL TAHRİP OLDU!


                                      ANAVARZA antik kentini önemli yapan Çukurova'nın orta yerinde bir tepe eteğinde olması ile birlikte Toros Dağları eteklerinden su kanaları ile getirilen suyun bu şehre hayat vermesidir. Romalılar zamanında hızla gelişen Anavarza, Kilikya Eyaletinin de merkezi oldu. Anavarza'ya su getiren kanallar ve şehirde suya bağımlı olarak yapılan binalar arasında saraylar ve villalarda vardı. 1960'lı yılların başlarında Dilekkaya köyünden Hatun Dilci'nin ev yapımı esnasında toprak altında mozayikler bulundu.  Deniz tanrıçası Tetis ve iki delikanlının birbiri ile rekabet eder görüntüsü vardı. Hatun dilci teyze kendine göre bu mozayiklere efsanevi bir aşk olayını anlatarak yorumlar yaptı. 
    2012 yılında Anavarza'nın dünyaca ünlü Tetis mozayiği yağan yağmurlar ve toprak altından otların köklerinin mozayik üzerinde renkli taşları çatlatması ile birlikte tahribat ortaya çıktı. Eylül 2012 tarihinde Anavarza'ya geldim ve adana Kültür Müdürlüğü ve Müze Müdürlüğü'nün tahribata acil müdahale yapmasını istedim. 
    İhmalkarlık o kadar büyük oldu ki! Yaşanan olayı basın kanalından bütün dünya duydu. Yöneticiler harekete geçmedi. Oysa acil müdahale ve sonrasında tahrip olan kısımlar yeniden renkli taşların yapıştırılması ile eski haline dönebilirdi. Aradan geçen yıllar sonrasında Tetis Mozayiği yerinden alındı, Adana Müzesi'ne getirildi. Herkes görsün diye havuzdaki süs çiçekleri gibi yeni yerinde görücüye çıktı.Tahrip edilmiş haliyle mozayik hem görüntüsünü ve hem de ruhunu kaybetti. 
    Oysa Tetis Mozayiği Anavarza'da yerinde kalsa. Korunsa ve yakın zamanda turizme açılacak Anavarza'da dünyaya kendi yerinde yurdunda tanıtılsa kötü mü olurdu?



                                         Tahribattan önce Anavarza Mozayiği 

BİR ZAMANLAR ADANA KALESİ’NİN YERİNDE ŞİMDİ YELLER ESİYOR




Adana tarihi bir şehir olarak milattan önce 3000’li yıllara kadar uzanıyor. Basit bir hesaplama ile nerede ise 5 binlik yıllık bir tarihi olan ve de ismini değiştirmeyen dünyanın en eski şehirlerinden birisi.
    Adana şehrinin bir zamanlar en önemli eserleri arasında tarihi kale binası vardı. Tepebağı çevreleyen sur duvarları ve Taşköprü ile bağlantılı Abidinpaşa Caddesine de açılan iç kale bulunuyordu. Mimar ve bilim insanı Duygu Saban, Adana kalesi ve şehirleşme konusunda yıllara uzanan ayrıntılı bir çalışma ile Adana kalesinin zaman içinde yaşadıklarını ortaya çıkardı.
Bizans zamanında yapılan Ortaçağ’da ermeni krallığı zamanında aktif olarak da kullanılan Adana Kalesi, Ramazanoğulları ve Osmanlı döneminde eski önemini kaybetmişti.
Mısırlı İbrahim Paşa’nın Adana’yı işgali (1832-40) yıllarında Adana iç kalede bulunan cephanelik patlamış önemli hasar meydana gelmişti. İzleyen yıllarda da sur duvarları isteyenlere arsa niyetine satılmıştı. 20. Yüzyıl başlarında da kala kala Tepebağ eteğinde Adana kalesi sur duvarlarından küçük bir parça kaldı. Harap bir halde kurtarılmayı bekliyordu.

ANAVARZA'DA GÜREŞÇİLER ANITI ŞAŞIRTIYOR

                                       

                                           2010'lu yıllarda Anavarza Kalesi ve çevresinde yaptığım gezi ve araştırmalarda bir şeyin farkına vardım. Kaleye doğru giden yürüyüş yolunun doğu kıyısında lahit parçalarının bulunduğu yerde bir kayanın üzerinde kabartma olarak güreş yapan insanlar görüntüsü vardı. karşılıklı olarak kıran kırana güreşenlerin ortasında onları izleyen bir hakem de görülüyordu. 
     Biraz daha ayrıntılı araştırınca Anavarza'da o dönemde Romalılar zamanında at yarışlarının yapıldığı hipodrom veya stadyum ile gladyatör döğüşlerinin sahnelendiği amfitiyatro da bulunuyordu. 
    Anavarza, Roma döneminde dünyanın sayılı metropol şehirleri arasında idi. geriye kalanlar ve de güreşçiler kayasındaki görüntüler o günleri hatırlatıyordu. 

GAZETECİ MENDERES ÖZAT'IN OBJEKTİFİNDEN KADİRLİ ALACAMİ'DE RESTORASYON ÇALIŞMA BELGESELİDİR







Kadirli ilçesinde Roma, Bizans ve Türk medeniyetlerini bir arada yaşatan bir özelliğe sahip 1800 yıllık Tarihi Alacami’de restorasyon çalışmaları devam ediyor. ( Menderes Özat - Anadolu Ajansı )





Kadirli ilçesinde Roma, Bizans ve Türk medeniyetlerini bir arada yaşatan bir özelliğe sahip 1800 yıllık Tarihi Alacami’de restorasyon çalışmaları devam ediyor. Fotoğrafta caminin yenileme çalışmaları öncesi hali görülüyor. ( Menderes Özat - Anadolu Ajansı 


Kadirli ilçesinde Roma, Bizans ve Türk medeniyetlerini bir arada yaşatan bir özelliğe sahip 1800 yıllık Tarihi Alacami’de restorasyon çalışmaları devam ediyor. Fotoğrafta caminin yenileme çalışmaları öncesi hali görülüyor. ( Menderes Özat - Anadolu Ajansı 




Kadirli ilçesinde Roma, Bizans ve Türk medeniyetlerini bir arada yaşatan bir özelliğe sahip 1800 yıllık Tarihi Alacami’de restorasyon çalışmaları devam ediyor. ( Menderes Özat - Anadolu Ajansı 




Kadirli'de tarihi Alacami'de onarım çalışmalarının gelişimini izleyen ve kayda alan Anadolu Ajansı muhabiri Menderes Özat'a teşekkür ederiz. 
sı 

ADANA'DAN ABD'YE GÖTÜRÜLEN VEYA KAÇIRILAN MISIRLI HEMŞİRE HEYKELİ



                                            Mısırlı hemşire Satsnefru Heykeli


TARİHİN PERDESİ ARALANDIĞINDA
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında 1880’li yılların başlarında Adana’ya gelen ABD’li Protestan misyonerler Tepebağ semtinde Ermeniler için Kız Okulu açma çalışmalarını başlatırlar. Okulun kurucüu Müdürü Montgomery için lojman yapımı için toprağa kazma vurulur. Toprak altından Mısırlı Hemşire Satsnefru heykemli çıkar. Başı örtülü, bir eli göğüz hizasında görünen heykelin etek kısmında Mısır Resim yazısı ile kimliğini açıklayan yazılar vardır.  Heykeli bulunduğu yerden alan Misyoner Montgomery, bu kıymetli tarihi kendi ülkesine götürmeye/kaçırmaya karar verir. Patates çuvalları içine yerleştirilen heykelin özelliği hakkında en küçük bir kuşkuya yer vermek istemez.  Muhtemelen öküz arabası ile taşınarak Mersin’e ulaştırılan heykel, Akdeniz yolunu izleyerek ABD’ye giden bir gemi ile taşınır. Ve aradan geçen yılar sonra 1919 yılında Newyork Metropolitan Müzesine satılır.  Heykel ile ilgili kısa bilgilerde M.Ö.1800’lü yılarda Mısır’dan adana’ya gförevle gelen Mısırlı hemşire olduğu hakkında kısa bilgiler verilir. Bu durumda Mısırlı hemşire yaklaşık 4000 sene önce yaşayan bir kişidir. O’nun kimliği ve yaşadığı olaylar ile ilgili ayrıntılı bilgiler şimdilik elde değil. Ancak heykelin asıl bulunduğu yer Adana, kaçırılarak götürüldüğü yer ise ABD’nin Newyork şehrindeki dünyaca ünlü müze. Bu durumda adı geçen heykeli Türkiyeye gelmesi için çalışma başlatanları kutlamak lazım. Kim bilir belki sadece Satsnefru heykeli değil ama daha çok sayıda tarihi eser Adana’dan yurt dışına kaçırılmıştır.



                                         1903 yılında adana'da Amerikan misyoner Okulu ve çevre görüntüsüdür.

KADİRLİ TARİHİ ALACAMİ RESTORASYON KURBANI OLDU







Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde bulunan ve "Çukurova'nın Ayasofyası" olarak bilinen bin 800 yıllık tarihi Ala Camiye demir, çelik, alüminyum ve özel malzemelerden çatı eklendi. Bir yayla evi görünümü kazanan tarihi camiye yapılan restorasyona her kesimden tepki geldi.
Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde bulunan ve “Çukurova’nın Ayasofyası” olarak bilinen bin 800 yıllık tarihi Ala Camiye demir, çelik, alüminyum ve özel malzemelerden çatı eklendi. Bir yayla evi görünümü kazanan tarihi camiye yapılan restorasyona her kesimden tepki geldi.
Roma döneminde Ayasofya Camii'nden yaklaşık 2 asır önce yapılan, yapıldığında kilise olarak kullanılan, ardından da Bizans döneminde Bazilika eklenip manastır olarak kullanılan, bölgenin 15. asırda Dulkadiroğlu Beyliği hakimiyetine geçmesinin ardından Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in dedesi Alaüddevle Bozkurt Beyin kiliseye minare ekletmesi ile cami yapılan ve cumhuriyetin ilk yıllarına kadar ibadete açık olan tarihi Ala Cami restore edildi.
2014 yılından bu yana yapılan restorasyon çalışması sonucu tarihi caminin üzerine demir, çelik, alüminyum ve özel malzemelerden çatı eklenmesine tepki gösteren Tarihçi Yazar Cezmi Yurtsever, “Tarihi neredeyse 2 bin yıla uzanan Ala Cami'de bir restorasyon rezaleti var. Ala Cami Romalılarda tapınaktı, Bizans zamanında kiliseydi, Dulkadiroğlu Beyliği ve Osmanlı zamanında ise minare eklenerek cami olarak kullanıldı. Yavuz Sultan Selim’in dedesi Alaüddevle Bozkurt Bey bu yeri camiye çevirdi. Yüzyıllardır bu cami kendi özelliğini korudu. Şimdiki zamanımızda ise caminin minaresi ve çatısı bir çelik kafes içerisine alındı. Caminin tarihi dokusuna dokunulmuş ve tahrip edilmiş. Bu tarihe saygısızlıktır. Buna seyirci kalamayız. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yakın zamanda Kozan ilçesine geldiğinde tarihi Hoşkadem Camisine geldiğinde orada pvc malzemesi kullanıldığını görüyor, yanlış yapıldığını söylüyor ve aslına uygun yeni baştan onarılmasını istiyor. Cumhurbaşkanımıza seslenmek istiyorum. Bu bir bilim, sanat ve insanlık faciasıdır. Bu Mimar Sinan’dan bu yana devraldığımız İslam kültür inancına ters bir durumdur. Buraya müdahale yapılmasını ve buranın aslına uygun bir şekilde onarılıp kamuoyuna açılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.
HABER: İHA, SELÇUK SAVRAN
................................

                                          ALACAMİ'DE RESTORASYON SONRASI
                                          ALACAMİ'NİN ASIL GÖRÜNÜŞÜ (ONARIMDAN ÖNCE)
                                          ALACAMİ'DE ONARIM BAŞLAMASI

MARAŞ ÇUKURHİSAR'DA KAYA EVLER


 Maraş yakınlarında ve Çukurhisar köyü yakınında bulunan bu kaya evleri öğretmen Halil İbrahim Algan öğretmenimiz yerinde gitti, gördü ve fotoğrafladı.  İlk insanın yöreye gelmesi ve kayayı oyarak ev yapmasının güzel bir örneğidir.
Teşekkürler Halil İbrahim Algan öğretmenimiz. 


KSANTOS’UN TARİHİ HAZİNELERİ NASIL LONDRA’YA GÖTÜRÜLDÜ




                                        Ksantos'da yörüklerin hayatı

1838 yılında Antalya yakınlarında Ksantos’a adım atan Charles Fellows, burada bulunan tarihin hatırası Likya Krallığı antik kentlerindeki  eserleri gördüğünde hayran kaldı. Ve bu eserleri yerinden alarak ülkesine kazandırmak istedi.
Aradan geçen yıllar sonrasında 1842 yılında ünlü ressam    George Scharf       ile Ksantos’a gelerek bu coğrafyada insan ve doğa, tarihi eserler resimleri yapıldı. Ksantos antik şehrinin bulunduğu dağlık bölge önünde yörüklerin günlük hayatını yansıtan resimler de o zaman yapıldı. Görüldüğü kadarı ile arkada yükselen dağ üzerinde bulunan mezar tapınak, kaya ev ve diğer eserlerdeki süslemeleri ve yazılı taşlar ya yerinden alındı veya üzerleri kazınarak sahilde bekleyen gemi ile Londra’ya götürüldü.

......................................................................................................................................
                                George Scharf'ın yaptığı Ksantos anıt-mezar tablosu 
                           George Scharf'ın fırçasından bulunan eser görüntüsü 
                                                         George Scharf  üzeri yazılı taş eser 
                          

BİR GÜN YOLUNUZ LONDRA'YA DÜŞERDE BRİTİSH MUSEUM'A UĞRARSANIZ

British Museum İnternet Tanıtım kapağında yer alan Nereidler Anıtı görüntüsüdür.

                               İngiltere'nin başkenti Londra şehrinde en büyük tarihi kültür merkezidir British Museum. İngiltere'nin dünya tarih ve kültür mirasında söz sahibi olmasının da kaynağıdır. İngiltere'nin deniz aşırı ülkelerde ticari amaçlı yayılmasının sonucu olarak elde edilen tarihi eserler burada sergilenir. 
    British Museum'un en önemli eserleri arasında  NEREİDLER ANITI eserleri gelmektedir.  Sütunlar ile destekli bir tapınak-mezar görüntüsündeki anıt içinde insanı etkileyen sanki hareket ediyormuş gibi kadın heykelleri vardır. "Nereid " sözcüğü de "Su perisi" anlamına gelir.
Bahsi geçen Nereidler Anıtı'nda bulunan eserler 1840'lı yıllarda Antalya Ksantos yöresinden gezgin ve arkeolog Charles Fellows tarafından yerinden alınarak İngiltere'ye götürülmüştür.  Tarihi bir eseri yerinden yurdundan alarak bir başka yere taşımanın veya götürmenin veya "soygunculuğunu" yapmanın ahlaki yanları olamaz. 
    Osmanlı'nın en zayıf zamanında diplomatik yolları da kullanarak Anadolu'dan tarihi eserleri yerinden alıp götürme çalışmalarının da bir sonucudur, Nereidler Anıtı eserleri. 
..................................................................................

                                           
                                                    Nereidler Anıtında görülenler
                                                      Anıt kabartmalarından ayrıntılar




GEBEN-GÖKSUN YÖRESİNDE MAĞARA EVLER

                                         
                                       Halil İbrahim Algan, Göksun ilçesinde bir köy öğretmeni. Çevre tarih ve kültürü hakkında araştırmalar yapar. Fotoğraflar çeker. geben yakınlarında ve Kayranlı Dağı'na da yakın yerde antik dönemden kalan kaya evleri gördü. Giriş kapısı düzgün kesilmiş bir halde idi. İç kısmında da insanlar tarafından ev yaşantısı için düzenlemeler yapılmıştı. İnsanlar güvenlik içinde yaşamak için o devirde dağ başlarına kayaları oyarak ev yapmışlardı. Belki Helenistik,. Roma veya Bizans döneminde.
                                    Teşekkürler Halil İbrahim ALGAN öğretmenim.
                                     Cezmi YURTSEVER, 28 Haziran 2020, Adana

İNGİLİZ ARKEOLOG'UN ÇİZDİĞİ OSMANLI'YI PAYLAŞIM HARİTASIDIR

Osmanlı Devleti'nin paylaşımını esas alan Sykes-Picot haritası 
                                         
                                         1890'lı yıllarda adım atmıştı Osmanlı coğrafyasına. Şehirleri geziyor, insanlar ile konuşuyor, not defterine bir şeyler yazıyordu.  Zaman zaman da arkeolojik kazı çalışmaları içinde yer alıyordu. kendisini seyyah, tarih meraklısı olarak tanıtıyordu. 
Osmanlı 1914 yılında Almanya'nın yanında 1. Dünya Savaşı'na girdi. 1916 yılı Mayıs  içinde de Kutülammare'de İngilizleri ağır bir yenilgi aldı. Aynı günlerde Paris'te bir araya gelen bir zamanların gezgin ve arkeologu Mark Sykes ve Fransız George Picot önlerindeki masa üzerinde duran 1910 basım tarihli İngiliz Coğrafya Cemiyeti'nin hazırlamış olduğu harita üzerinde  mavi ve kırmızı renkli kalemler ile Osmanlı devletinin parçalanması ve paylaşılması haritasını çizdiler. Haritanın da altına imzalarını attılar. Bundan sonrasında ise yaşananlar ibret verici idi. 
                                           İngiliz arkeolog Mark Sykes 

KARKAMIŞ'LI TANRI KRALI'NDAN " KAFALARINI VE KOLLARINI KESTİRDİM" YAZILI TAŞ

Kesilmiş insan kafaları ve kolları  kesilmiş  görüntüsü bulunan Karkamış Hitit  resim yazılı taş. 

Karkamış, günümüzde Gaziantep sınırları içinde ve Fırat nehri kenarında tarihi harabe şehrin bulunduğu tepelik bir yerdir. Osmanlı'nın son zamanlarında burada İngiliz Lawrens ve Woolley kazı çalışmaları yaptılar. Toprak altından çıkan heykel, kabartma ve diğer eserleri ortaya çıkardılar. Fırtına tanrısı bölümünde oturur durumda tanrı-kral Suhi'nin heykeli bulundu. Suhi, milattan önce 9. yüzyılda yaşamış Karkamış Hitit Devletçiği kralı idi. kendisini çok güçlü görüyordu. Kendisini tanrılaştırmış olarak gören Suhi, yanı başına da gücünü ve zaferlerini anlatan resim yazılı taş ekletti. 
Hitit dilbilimcisi Hawkins, bahsi geçen yazılı taşı okudu. Kral Suhi "Düşmanlarımın kafalarını kestirdim, parmaklarını da kestirdim" sözleri ile en büyük ve güçlü olduğunu söylemek istiyordu. 


KARATAŞ’TAKİ BATIK MALLOS KENTİ DENİZİN ALTINDA KALDI










-TARİHİ KENTİN HAZİNELERİ ARANIYOR


Çukurova’nın güneyinde ve deriz kıyısında yüksekçe bir tepe üzerinde KARATAŞ ilçesi sınırları içinde tarihi harabelerin bulunduğu yer, yaklaşık 5 bin yıllık tarihin gizemli hatıralarını bünyesinde yaşatır.
  -Büyük İskender Asya Seferi esnasında bu tarihi kent MALLOS’a gelerek Athena Magarsiya tapınağında dua ettiğini tarihi kaynaklar açıklar.
 -Romalılar zamanında tiyatro. Hipodrom ve limanı ile Doğu Akdeniz’in önemli bir liman kenti idi.
-Bu şehre saldıranlar kilise dahil bütün yapıları yaktılar, yıktılar, tahrip ettiler.
-Kilikya ermeni Kralı kızının gelir kaynağı olarak bu harabe kent ve liman ve çevresini Rodoslu Sen Jan şövalyelerine para karşılığı “VANERE” olarak verdiler. Ve harabelerin ismi bir süre VANİR adını aldı.
-Bu tarihi kentin ismi MALLOS olmasına rağmen son 3 yüzyıldır kayıp ATHENA MAGARSİYA tapınağı ve hazinesini bulmak isteyenler ön yargılı olarak bu şehre MAGARSUS adını verdiler.
Kazılar sürmesine rağmen bu harabelik şehrin isminin MAGARSUS olduğunu kanıtlayan yazılı belgeler hiç çıkmadı. Çünkü bu isimle bir kent yoktu.
-Bu tarihi kent şiddetli bir depremle sarsıldı. Şehrin bir kısmını taşıyan tepeler yarılarak denizin altında kaldı. Limanda bu depremden nasibini aldı.
Yıllar öncesinde Akdeniz TV’den Zafer GEYİK ile bu tarihi antik kentte yaptığımız belgesel çekimlerde bu tarihi batık kentin izlerini sürdük.
-Bu tarihi kent MALLOS’un hazineleri şimdi batık kentin içinde bulunuyor. Ama gizemlerini bünyesinde barındırarak.
Sizler bir gün Karataş’a bu tepelik yerdeki harabelerin bulunduğu yere hiç gittiniz mi? Bu tarihi şehrin bir kısmı denizin altında kalırken ne kadar hazinenin de kaybolduğunu düşünebiliyor musunuz?
                                           Cezmi YURTSEVER, Tarihçi




ANAVARZA ZAFER KAPISI 1905 YILINDA BÖYLE GÖRÜLMÜŞTÜ




                                       Gertrude Bell'in objektifinden Anavarza Zafer Kapısı 

İngiliz gezgin ve arkeolog Gertrude Bell, 1905 yılı Nisan ayı içinde Anavarza’ya geldi. Ve burada birkaç gün kaldı. Çadırında barındı. Antik kentte bulunan tarihi yapılarda araştırmalar yaptı, fotoğraflar çekti.  Anavarza’nın ayakta kalan en önemli tarihi yapısı olan Roma İmparatorlarının ihtişamlı günlerini, zafer törenlerini hatırlatan tarihi kapının fotoğraflarını çekti.  Tarihi kapının 3 giriş kapısı sağlam olarak fotoğrafa yansıyor.
ANAVARZA Zafer kapısının görünüşü ve çevresindeki yapılar da bizlere bu antik ket hakkında önemli bilgiler veriyor. Beraberinde tiyatro, stadyum, hipodrom, su kanalları, tapınaklar ve tarihi ketin dayandığı tepeler arasında açılan ticaret yolu Anavarza’nın Romalılar zamanında bir dünya kenti olduğunu gözler önüne seriyor.
                                         Cezmi YURTSEVER, Tarihçi, Adana, 27 Haziran 2020

.......................................................................................
                                           ÖĞRETMENİNE AĞLAYAN PRENSES ANITI
                                          Anavarza antik kentinin bulunduğu bölge, kale

                                          Roma ordusu Anavarza'ya geliyor, canlandırma...

KADİRLİ'DEKİ ROMA MOZAYİKLERİNDE "TURP" GÖRÜNTÜSÜ MÜ?






KADİRLİ'DE BULUNAN TURP GÖRÜNTÜLÜ ROMA MOZAYİKLERİ 

Kadirli'de yakın zamanlarda yapılan kazılar sonucu Romalılar zamanından kalan müzayikler çıktı. Ve turp görüntülere de rastlandı. Kadirli halkı yakın zamana kadar Turp'un nürfet köyünden çevreye dağıldığını düşünüyordu. Ama şimdi işler karıştı. 
Kadirli mozayikleri gerçeği ve turp görüntüsün bilimsel açıklaması nasıl yapılabilir? Sorusu gündeme gelirken tarihe duyarlı insan Hacı Ahmet Elçi, öğrencisi Fevzi Kılıçkeser'in çalışmasını facebook'tan paylaştı. 
Hacı Ahmet elçi öğretmenimize teşekkür ederiz. 

Aşağıda Hacı Ahmet Elçi'nin tanıtım yazısıdır. 

KADİRLİ'DE TARİHİ BULGULAR.

Kadirli'de yapılan kazılarda ortaya çıkan bu mozaikler,G.Antep müzesinde sergilenen,bir parçası da yeniden,Avrupalı devletlerden getirtilenlere ne kadar benziyor değil mi?
Bizler,turpu Nürpet icat etmiş olarak biliyorduk, ama Kadirli'de turpun izine,tarihin derinliklerinde de rastladık.Neticede;Kadirli'de biz Türk Milletinden önce ve çok eskilere dayanan bir tarih yaşanmıştır.Kadirli'de Ala Camii olarak bilinen yapının,Ayasofya'dan çok eski bir tarihi bulunmaktadır. Biz tarihçi,arkeoloji uzmanı değiliz.Bu resmi bize gönderen;Adana Eğitim Enstitüsünden öğrencimiz, çok sevdiğimiz, edep adab bilir,Fevzi Kılıçkeser meslektaşımıza,kardeşimize çok teşekkür ediyoruz efendim. Bilgilerinize takdim ediyoruz.

ANAVARZA’DA SEVGİLİSİ İÇİN GÖZ YAŞI DÖKEN KIZIN EFSANESİ



    




Bir gün yolunuz Anavarza’ya düşerse ilk göreceğiniz bir tepe üzerinde uzayıp giden kale ve eteğinde sur içi bölgede bulunan tarihi şehir harabeleri… Ayrıntılarda Zafer kapısı, stadyum, tiyatro ve de şehrin kuzeyindeki su kanallarının  ayakta kalan son kemerleri…
Yıllar var ki Anavarza’ya sayısız kere ziyaret ettim. Kalenin üzerinden Çukurova coğrafyasına baktım. Şehrin kuzeyinden iki yerden su kanalının  geldiğini tespit ettim. Sonra 2018 yılı Mart ayında su kanalının izini sürerek Alapınar’a geldim.
Ve bir gün Anavarza su kanalının kemerleri yakınında mısır tarlasında saat çiçeği ve lahit taşı üzerinde sevgilisi için göz yaşı döken bir genç kızın rölyefini gördüğümde kral kızı efsanesinin aynı zamanda tarihi gerçeği de yansıttığının farkına vardım.
   Kral kızı için evlenmek isteyen Misis ve Sis (Kozan) kral oğulları arasında şehre su getirmek için rekabet vardır. Kral kızı sevdiği Sis Kralı oğluna –‘ Elini çabuk tut,. Kanalı da erken getir’ haberi gönderir. Ne var ki Misis Kralı oğlu  su yakınlardaki Alapınar’dan alarak Anavarza’ya getirir.  Ve kral kızı ile zorla evlenmek ister.
Kral kızı sevdiği delikanlı ile kavuşamayacağını anlayarak kale üzerinden kendini aşağı atarken “SENİ SEVİYORUM” diye göz yaşı döker.
Ve yakın zamanda bir gün yine Anavarza’ya vardığımda  ayakta kalan su kanalının yakınında saat çiçeğini gördüm. Her an sevgilisini özlemle bekleyen saat çiçeği aynı zamanda kral kızının da göz yaşlarını hatırlatıyor gibiydi.
Anavarza’nın zamanında bir dünya kenti olması gerçeği ve elde ettiğim arkeolojik ve tarihi belgelerle yazdım ‘ANAVARZA, AH ANAVAZA!” kitabını.
Bildiklerim bende kalsın ama sizlere soruyorum: -Anavarza’ya hiç gittiniz mi?  Gittiyseniz neler gördünüz?
Not: ORTALIK BİR HAL OLSUN DA SİZLERLE TEKRAR GİDELİM ANAVARZA’YA …
                                                                               CEZMİ YURTSEVER, TARİHÇİ , ADANA


                                          ANAVARZA SU KANALLARI
SAAT ÇİÇEĞİ 

                                                      ANAVARZA KİTABI 

İSKENDER’İN KARATAŞ’TAKİ HAZİNESİNİ NEREYE GİTTİ ?


    



Tarihi kaynaklar ve de rivayetler Milattan Önce 333 yılında Asya seferine çıkan İskender ordusu ile bugünkü Karataş’a geldi. Athena Magasiya tapınağında dua etti.  Sonra İssos’a Erzin) gitti. Pers Kralı Darius ile savaşmak için. İskender Karataş’a geldiğinde  Athena Magarsiya Tapınağında koruma altında tutulan bir hazine vardı.
Eğar bu gün yolunuz Karataş’a düşerse fenerin de bulunduğu tepede kale harabelerini ve dik bir yar göreceksiniz. Aşağıda ve deniz kıyısında liman olduğunu gösterir yapılar da mevcuttur.
   İskender’in Karataş’a gelmesinin üzerinden 2353 yıl geçti. Adı geçen tapınak ve tarihi şehir nereye gitti?  İskender’in hazinesi ne oldu?
                                                          Cezmi Yurtsever, 27 Haziran 2020, Adana 
                                  İskender'in İSSOS SAVAŞI mozayik tablosu

                                         Karataş'taki Fener burnu 

MİSİS’İ, TRUVA KAHRAMANI MOPSOS KURMUŞ OLABİLİR Mİ?




                                          Truva savaşına katılanlar 

Çukurova’nın orta yerinde ve Ceyhan nehri kıyısında antik bir kent vardır Misis isminde. Misis ile ilgili arkeolojik ve tarihi araştırmalar sürüyor. Yaygın olarak açıklanan ve kaynağını Grek (Yunan) mitolojisinden alan bir görüşe göre Misis’i Truva Savaşı’na katılan Mopsos isimli bir kumandan kurmuş ve kendi ismini vermiştir.  Latince Mopsuestia, “Mopsos ülkesi” anlamına da gelir.
    Ancak Truva savaşlarının sürdüğü MÖ 1200’lü yıllarda Çukurova ve çevresinde Hititler ve onlara bağlı krallıklar vardı. Ve Çukurova’dan Truva’ya savaşmak üzere bir ordunun da gitmesi mümkün değildi.
    Bu bilgiler ışığında Mopsos’un isim kaynağı üzerine çelişkiler, tartışmalar gündeme geliyor.
Mopsos’un kurucusu ve isim bırakanı kimler olabilir?
                                                                   Cezmi Yurtsever, Adana, 27 Haziran 2020



                                          Truva Savaşı'ndan bir sahne
                                         
                                           Misis Köprüsü, 1850'li yıllar
Misis Roma parası